Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ile "14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü" 0 23

Dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar toprağa bağımlıdır. Gelecek, çiftçilerin bereketli elleri ile korunduğu için, toprağa her zaman değer veriyoruz.  Ekolojik yaşam bilinci meydana getirmek ve insanların doğa ile uyumlu yaşamasını desteklemek amacıyla birçok çalışma gerçekleştiren Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ile  “14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü” için sohbet ettik. “Bir tohum, yaşamın sonsuzluğunu temsil eder.”Victor Hugo 1. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin insanlar için çok değerli amaçlar üzerine kurulduğunu biliyoruz. Derneğin nasıl kurulduğu hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz? Buğday hareketi 1990 yılından beri Türkiye’de ekolojik yaşam konusunda çalışmalar yapıyor, 2002 yılından beri de bu çalışmalarını Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği adıyla sürdürüyor.Amacımız; tek tek bireylerde ve bir bütün olarak toplumda ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak; ekolojik dengelerin geri dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak, doğa ile uyumlu yaşamı desteklemek.  2. Çiftçilik tüm dünya üzerinde var olan önemli bir geçim yöntemidir. Türkiye’deki çiftçiliğin dünya ülkelerine göre geliştiğini söyleyebilir miyiz? Gelişme kavramı bence doğru bir kavram değil; çünkü yalnızca verim, modernizasyon gibi teknik sonuçlarla değerlendirilen bir olgu. Evet, her ne kadar son yıllarda durum tersine dönmeye başlasa da Türkiye’deki tarımsal üretim Dünya ölçeğinde istatistiksel olarak önemli bir konumda olabilir.Ancak istatistiksel olarak diğer ülkeleri yakalamaya çalışırken, biyoçeşitliliğimizi korumak, doğaya ve hiçbir canlıya zarar vermeden üretim yapmak da önemli. Kaldı ki, gelişme açısından da, birçok üründe artık dışa bağımlı hale gelmiş durumdayız.  3. Çiftçilerin tarımla uğraşırken uygulamaları gereken yöntemler nelerdir? Buğda Derneği olarak yerli / atalık tohumu ve ekolojik üretimi savunuyoruz. Yerli tohumlar yıllar boyunca değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış örnekler olduklarından tarımın sürdürülebilirliği ve bu toprakların biyo-çeşitliliği açısından çok önemli. Bunun dışında yine doğaya ve hiçbir canlıya zarar vermeden bu üretimi gerçekleştirmek, yani ekolojik yöntemleri tercih etmek de önemli. Kısa vadede daha fazla verim elde etmek adına toprağa ve doğaya zarar veren konvansiyonel yöntemler yerine atalarımızın yüzyıllardır uyguladıkları ekolojik tarım yöntemlerini yaşatmalı ve sürdürmeliyiz.  4. Türkiye’deki çiftçiler, ülke kalkınması için çok büyük rol oynuyor. Teknolojinin hızla geliştiği ülkemizde, onların işlerini kolaylaştırabilecek teknolojik ürünler ya da makinelerden bahsedebilir misiniz? Makineleşme ve teknoloji yalnızca tarımda değil, insanlığın tüm pratiklerinde bir yandan kolaylaştırıcı ama bir yandan da benimsenen yöntemler nedeniyle yabancılaştırıcı bir işleve sahip oldu. Gelişen teknolojiyi hayatlarımızı kolaylaştırmak adına benimseyip uygulamak önemli, ancak bu teknoloji bizim doğaya yabancılaşmamıza, onu kontrol edip sömürmemize neden oluyorsa uzun vadeli olarak tehlikeli bir yola sokuyor. Dünya kaynakları insana ait değildir, bu kaynakları diğer canlılarla birlikte ortak olarak kullanıyoruz; bunu unutmamalı ve alışkanlıklarımızı bunu göz önüne alarak oluşturmalıyız.Bir yandan durum böyle, bir yandan ise teknolojiye erişim ülkemizde halen yetersiz. Traktör kullanımı açısından bile bu olanağa erişemeyen üreticilerimiz mevcut; kaldı ki “akıllı tarım” gibi uygulamalar bu yüzden yalnızca butik yöntemler olarak şu an varlığını sürdürüyor. 5. Çiftçiler neden dünya için kıymetlidir? Çiftçiler olmasaydı, dünya nasıl olurdu? Hayatımızı sürdürebilmemiz için beslenmemiz gerekiyor; besinlerimizin ana kaynağı ise yüzyıllardır değişmedi; tarım. Bu yüzden zaman ve şartlar değişse de tarım insanlık için halen önemli. Bir şekilde tarımsal üretim yetersiz olsa ya da sürdürülemez olsa ilk etkisi kıtlık ve açlık olurdu. Yani insanlık varlığını sürdürmekte çok büyük sıkıntılar yaşar, hatta sürdüremezdi. 6. Gelişmiş tarım yöntemleri nelerdir? Bu alanda çiftçilerin ve toplumun kalkınması adına ne gibi projeler yapılmaktadır? Teknolojik olarak en gelişmiş yöntemler “akıllı” sistemler. Bunların uygulandığı örnekleri dünyada ve ülkemizde duyuyor, görüyoruz. Ancak buradaki temel sıkıntı, tarımda uygulanan bu teknolojik yöntemlerin minimum kaynaklardan maksimum verimi almayı hedefliyor olması. Bu durum ise geçici bir süreliğine olumlu sonuçlar verse de, uzun vadede toprağa ve doğaya zarar verdiği için tasvip edilemez. Amaç yalnızca verim olmamalı; sağlıklı, güvenilir ve sürdürülebilir gıdaya ulaşmak en önemli ihtiyaç. Bu yüzden gelişmiş tarım yöntemleri ile doğal tarım yöntemleri arasında bir uzlaşı, bir birliktelik yakalanmalı. 7. Sektörel olarak çiftçilikte üreticilerin yaşadıkları sorunlar nelerdir? Bu alanda onlara destek olmak için neler yapılabilir? Biz yerli tohumları çok önemsiyoruz. Anadolu’daki biyolojik ve kültürel çeşitliliğin bir sonucu olan yerli çeşitlerin her biri, hem gıdanın sürdürülebilriliği, hem gıda bağımsızlığımız, hem besleyici değerler, hem de damak tadımızın devamlılığı için bir anahtar niteliğinde. Yaşamın sürekliliğini temsil eden atalık tohum çeşitleri, iklim değişikliklerine uyumu, besleyici değeri ve lezzetinin yanı sıra biyolojik çeşitliliğin devamı ve gıda güvenliğimiz için büyük öneme sahip. Buğday Derneği olarak, tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunması, kırsal yaşamın devamlılığı ve doğa dostu geleneksel yaşamın sürekliliğinin sağlanması amacıyla hayata geçirdiğimiz projelerde her fırsatta yerli tohumlarımızın önemine dikkat çekiyoruz.2006 yılında kabul edilen Tohumculuk Kanunu ile kayıt altına alınmamış yerel tohumların satışı yasaklandı. Bunun üzerine Buğday Derneği olarak, Adım Adım Oluşumu bağışçılarının desteğiyle, kendi olanaklarımızla geliştirdiğimiz “Tohum Takas Ağı” projesini başlattık. Bu sayede küçük üreticiler ve tohumseverler arasında yerel / atalık tohumların serbest bir şekilde takas edilerek kaybolmasını önlemek ve yayılmasını sağlamayı amaçladık. Proje, geleceğimizin teminatı olan tohumlarımızın korunarak yaygınlaşmasını ve bu konuda farkındalık yaratmayı hedefliyor. Proje kapsamında, yok olmak üzere olan ya da nesli tehlike altına girmekte olan atalık tohumlarımız başta olmak üzere, üretimde çeşitli nedenlerle artık kullanılmayan yerli tohum çeşitlerimiz araştırılarak temin edildi, ardından bazı TaTuTa çiftlikleri ile diğer ekolojik üretim yapan çiftliklerde ekimleri sağlandı. Sistem sayesinde her ekilen tohumdan alınan yeni tohumlar sitemiz aracılığıyla takas ediliyor, paylaşılıyor. Aynı zamanda bu tohumlar, yerel tohum çeşitlerinin korunmasının gerekliliğine inanan balkon bahçecilerine ve kent bostanlarına da ulaştırılıyor. Sitenin amacı yerel tohumların kullanıcılar arasında serbestçe takas edildiği ve tohumların takas/ekim deneyimlerinin dijital ortamda takip edilebildiği ücretsiz bir platform sunmak. Söz konusu yerel tohumları, geliştirdiğimiz internet sitesinde, -takas kuralları ve etiği çerçevesinde- tohumseverlerin kullanımına sunduk. Sitede yer alan yazılım altyapısı sayesinde, ekilecek ve takas edilecek tohumların yıldan yıla izi sürübilecek ve ekime dair detaylı teknik bilgiler kaybolmadan arşivlenebilecek. Aynı zamanda sistemdeki bu takip edilebilirlik ve bilgi paylaşım özelliği Türkiye’de bir ilk. İlk etabını 2014 yılı kampanya desteği ile kurduğumuz internet sitesini, geçen yıl Sivil Düşün programından aldığımız destekle geliştirerek tamamladık ve hayata geçirdik.Tüm bu faaliyetler sonucunda yerel tohum çeşitlerinin korunmasına inanan tüm çiftçi ve tohum severler arasında bir yerel tohum takas ağı oluşuyor.Projeyle ilgili daha geniş bilgi edinmek isteyenler, tohumtakas.org sitesinden ulaşabilirler. 8. Organik tarım nedir? Çiftçiler organik tarıma nasıl başlayabilir? Ekolojik tarım, doğa kurallarına, ekolojik bütünün işleyişine uygun, doğaya ve insana zarar vermeyen yöntemler kullanılarak yapılan üretim yöntemidir.Ekolojik tarımda üretim ve hatta tüketimin bütün aşamaları, yöntem, girdi, sosyal-etik değerler, doğal döngülerin sürdürülebilirliği gözetilerek, üretim ya da tüketim ağındaki her bireyin bu konulardaki farkındalığı ile gerçekleşir.Ekolojik tarıma geçmek isteyen çiftçiler öncelikle bu koşulların bilincinde olmalı ve kontrol ve sertifikasyon kuruluşuna veya kontrol kuruluşuna gerekli belgeleri hazırlayarak başvurmalıdır. Bu konuda detaylı bilgiyi www.bugday.org’dan elde edebilirler. 9. New York’ta insanlar, evlerinin çatılarında organik tarım yapabiliyorlar. Türkiye’deki büyük şehirlerde de bu gibi yöntemler uygulanabilir mi? İnsanlar nasıl kendi evinin çiftçisi olabilir? Kentlerde yaşayan insanlar olarak öncelikle tercihlerimizin çok önemli olduğunu bilmemiz gerekir. Hangi gıdayı, hangi ürünleri tercih ettiğimiz; ekolojik üretimin gelişmesi açısından büyük önem taşıyor. Şehirde yaşayanlar yapacakları seçimlerle yerel tohumu ve doğa dostu tarım yapan çiftçileri destekleyebilir. Doğa dostu üretim yaptığından emin oldukları çiftçilerden, %100 ekolojik pazarlardan alışveriş yapabilirler. Bunun dışında belirttiğiniz üzere evlerinin çatılarında, balkonlarında, varsa bahçelerinde yerli tohumları kullanarak kendi ürünlerini yetiştirebilirler. Önemli olan toprakla bağımızı koparmamak.Hikayeler önemlidir, gıdamızın hikayesine ne kadar hakim olursak gezegenimizin geleceğini o denli güvenli şekilde inşa edebiliriz. 10. Tek çeşit bir tohum üretimine mecbur olmak, açlığın geldiğinin habercisi sayılabilir. Peki, çeşitliliği sağlayan yerli tohumları korumak için ne gibi çalışmalar yapılabilir? Ülkemizin sahip olduğu biyolojik ve kültürel çeşitlilik hepimizin malumu. Biyolojik ve kültürel çeşitliliğin paydaşı olan bir diğer çeşitlilik de tarımda kullanılan bitkilerin çeşitliliği. Tarımsal genetik kaynaklarımız, gerek değişen piyasa şartları ve buna bağlı olarak tarımda monokültürleşme süreçleri, gerek kırsal nüfusun azalması ve geleneklerini bırakması gerekse de doğadaki değişim (iklim değişikliği gibi) süreçleri nedeniyle ciddi oranda yok oluyor, azalıyor ve bırakılıyor. Buna bir de mevcut “ana-akım” tarım sistemlerinin tektipliliği yüceltmesi, tohumu bir meta haline getirmek isteyen dev tarım şirketleri ve tüketicinin sağlıklı bilgiye ulaşmasını önündeki engeller ekleniyor. Yerli tohumları desteklemek için onları elbette korumak çok önemli, ancak onları sandıklarda tutmanın hiçbir faydası yok. Daha önemli olan onları toprakla buluşturmak. Yerli tohumların takas edilip toprakla buluşturulduğu Tohum Takas Ağımıza katılabilir ve yerli tohumla üretim yapan ekolojik çiftlikleridestekleyebilirsiniz. 11. Türkiye’de son dönemlerde ekolojik çiftlikler kurulmaya başlandı. Ekolojik çiftlikler nasıl oluşturuluyor? Sizce insanlar bu ekolojik çiftlikleri tercih etmeli mi? Buğday Derneği’nin ilkini 2006 yılında açtığı %100 Ekolojik Pazarlar sayesinde ekolojik ürünler açısından bir iç pazar oluşmuş durumda; bu da çiftçinin ekolojik üretimi tercih etmesini kolaylaştırıyor. Onun dışında ekolojik üretim ve ürünlerle ilgili yapılan yayınlar ve bilinçlendirme çalışması da ekolojik çiftliklerin oluşmasında oldukça etkili. Bu çiftlikler kesinlikle desteklenmeli; peki bunu nasıl yapabiliriz? Daha önce de belirttiğimiz gibi onların ürünlerini almayı tercih edebiliriz. %100 Ekolojik Pazarlar’dan ya da doğrudan çiftliklerle iletişim kurarak, gıda topluluklarına katılarak ya da kendi topluluğumuzu kurarak, ekolojik çiftlikleri destekleyerek. Röportaj:  Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği İletişim Sorumlusu Turgay Özçelik    

ÖncekiSonraki

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yüksel Aksu ile Sinema ve Yemek 0 29

1993 senesinde İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nden mezun olan Yüksel Aksu, belgesel, kısa film ve televizyon dizilerinde yönetmenlik yaptı. 2006 senesinde, yönetmen, yapımcı ve aynı zamanda senarist olarak hazırladığı “Dondurmam Gaymak” filmi ile hem Türkiye’de hem de dünya çapında büyük ödüller kazandı. Şimdiye kadar, 3 belgesel, 1 kısa film, 3 uzun metrajlı film, 7 dizi film hazırlayan Aksu, aynı zamanda pek çok dalda da ödül sahibi olmuştur.  1. Filmleriniz herkes tarafından çok seviliyor. Kendinizi en başarılı bulduğunuz uzun metrajlı filminiz hangisi? Üçü de benim filmim çok kıyaslama yapamıyorum. Her filmimde farklı bir şeyler denemeye çalışıyorum ve traji-komik öğeler barındıran karakterleri beyazperdeye taşıyorum. Her biri özgün hikayesi olan tür ve dramatik kurgu açısından da  farklılıklar barındıran filmler olsa da, filmlerimin birbirlerini tamamlayan  benzer yönleri de var. Aynı bölgede, aynı yöre insanını anlatıyorum sonuçta.Ama profesyonel gözle bakarsam İftarlık Gazoz’u olgunluk filmim olarak görüyorum. Film gerek görsel, gerek lojistik anlamda diğer filmlerimden daha zengin ve anlamlı. Sinematografik açıdan baktığımda da daha doyurucu geliyor. Diğer iki filmime haksızlık etmeden dikkatlice söyleyebilirim, çok kıymetli bir inanç filmidir İftarlık Gazoz.  2. Usta çırak ilişkisinin hayatınıza olumlu etkileri neler oldu? Çocukluğumda okuldan sonra Dondurmacı Ali’nin (Dondurmam Gaymak’ta bahsi geçen benim hakiki ustamdır.) yanına çırak girmiştim. İlk orada öğrendim çırak ilişkisini, ustanın baba yarısı olduğunu. Kızması da sevgisi de başkadır, ustadır. Hep öğretir. Çok zaman sonra anlarsınız tabii öğrettiklerinin kıymetini. Yıllar geçip sinema sektörüne atıldığımda da Yusuf Kurçenli Ustamdan çok şey öğrendim. Böyledir bu. Ne yaparsanız yapın usta – çırak ilişkisi hayatınıza hep olumlu şeyler bırakır. Benimkiler güzel anılardı, ben de filmini yaptım.. Bir anlamda usta – çırak ilişkisini anlatan “İftarlık Gazoz”u  da Yusuf Kurçenli’ye, yani kendi ustama adadım.   3. Çocukluğunuzda, dondurmacı çıraklığı yaptığınız dönemlere ve geçmişten edindiğiniz tecrübelere baktığımız zaman, doğal dondurma yapmanın sırlarından bize bahsedebilir misiniz? Sırrı basit. Süt, salep ve şekerden oluşan ana malzemenin içine taze meyveleri koyacaksınız. Katkı maddesi olmadan hakiki dondurma… Vakit bulduğunuzda Ula’da Dondurmacı Ali’nin dükkanında afiyetle yiyebilirsiniz. Ben bile Ula’ya gittiğimde Dondurmacı Ali’nin dükkanına girer dondurma yaparım. Uğramadan olmaz.  4. Filmlerinizi kendi yörenizde ve yörenizin insanları ile çekiyorsunuz. Özünüze karşı bir bağlılığınız var. Şehir yaşamında, yöresel tatlardan en çok hangilerini özlüyorsunuz? Yeme içme anlamında soruyorsanız en çok ot yemeklerini özlüyorum: Bizim bölgenin endemik mantarlarından kuzu göbeği. Bir de topluca yenilen ve saatlerce süren şölen tadındaki  rakı sofralarını… Ve hiç bir şeye hizmet etmeyen,  bitmek nedir bilmeyen  manasız muhabbetlerini unutmamalı…  5. Hem Dondurmam Gaymak hem de İftarlık Gazoz filmlerinde ana karakterler sokak satıcılığı yapıyor. Sokak yemeği kültürü üzerine ne düşünüyorsunuz? Bence en kıymetli, en karnavalesk, en şenlikli kültürdür. Tartışmasız, her zaman en lezzetli olan onlardır. Çünkü sadece malına güvenirler. Mutlaka bitirmek zorundadırlar. Büyük ölçekli pişirmedikleri için lezzetleri garantidir. Onları çok sinematografik buluyorum ki ; üç tane filmimin ikisi sokak satıcısı. Benim ruhumun derinlerinden gelen yörüklük ruhu. Herhâlde seyyar olana karşı zaafım var. Seyyar satıcılığın ruhunda özgürlük tutkusu yatar. Her günün başlangıcı, hayatla bir düello başlangıcı gibidir. Sürprizlere gebe, şaşırtıcı, sürekli yeni insanlar, yeni mekanlar…  Bir kere mesleği ile adrenalinli ve kumar ruhuyla kurduğu yüksek tempolu bir aşk ilişkisi vardır. Her sabah yepyeni risk ve sürprizlere uyanır.  6. Sinemada olduğunuz kadar mutfakta da başarılı mısınız? Tabii. Kendi yemeğimi kendim pişiririm. Her sebzeyi mevsiminde yerim. Taze soğan, taze sarımsak soframdan eksik olmaz. Bize sarımsakçılar da denir… Çünkü sarımsağımız dünyaca ünlüdür. İtalyanlar işgalden sonra 1953 yılına kadar sarımsak gönderilme şartıyla bölgemizden ayrılmıştır! Ulalıların zeki olması, Muğlalılar tarafından sarımsağa bağlanır. Beyaz börülce en lezzetlisidir ve Ula’da bol yetişir. Yazın bol sarmısaklı yahnisini yaparım sık sık… Börülce yahnisinin yanına “Böber” dedikleri biber közlemesi muhakkak yapılır. İşin yeme sırrı da budur. Böber közlemesiz bu yemek olmaz! Yani gırgır bir yana  işin özü bir gurme kadar yemeklere tarihçesine ve lezzetine hakimim diyebilirim. Ortalama bir restoranı idare edebilirim. 7. Zengin bir mutfak kültürüne sahip bir ülkeyiz. Peki, size göre bu zenginliği sinemada ne şekilde kullanabiliriz? Evrensellik kadar yerlilik ve yerelliğe de önem verir isek olabilir. ‘Yerel’ciliğe  saplanmadan; ‘yerellik’, ‘yerli’cilik milliyetçilik saplantısına düşmeden ‘yerli’ ‘milli’ ‘bölgesel’ ve ‘evrensel’ olabilirsen birçok rengimizi sinemaya yansıtarak dünyada markalaşmış bir Türkiye sineması yaratabiliriz diye düşünüyorum… Yeme içmenin bir coğrafyası olduğu gibi sinemanın da hatta genel anlamda sanatın da olmalı diye düşünenlerdenim. Son filmimde tarladaki Ramazan sofrasını hatırlarsınız yanyana uzunca dizilmiş ve gaz lambalarıyla aydınlatılmıştı. Ben bu görüntüyü özellikle kullanmak istedim. Çünkü bizde sofra kültürü sadece lezzetli yemeklerle ilgili değildir; birlik beraberlik anlatır, sosyal statü anlatır. Fakirliğin bile derecesini sofradaki bir kelle soğandan anlayabilirsiniz. Bu tarz renkler sinemada bir görsel şölene dönüşür. 8. Türk mutfağı için ekmek çok önemli bir yer tutuyor. Keza ekmeksiz karnını doyuramayan bir milletiz. Peki, size göre; sinemanın mutfağında ekmeğe karşılık gelen şey nedir? Yerlilik, kendine özgülük… Sadece sofradaki bir dilim ekmekten bile insanın ulusu, tarihi, coğrafyası, sınıfsal durumu, sosyokültürel yapısını ayırt edebilirsiniz. Bizim filmlerimizde sesini kısıp jeneriğini kaldırdığınız zaman, “Olay Türkiye’de geçiyor,” dedirttiğiniz zaman, işte o sinemanın bize özgü ekmeği oluyor. Daha da somut bir şey sorarsanız sofradaki ekmeğin karşılığı bence; sinemada  ‘mekan’… Röportaj: Mutfak Gurmesi Editörü Ozan Erdoğan  

Sağlıklı Beslenme 0 15

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Görgülü ile son haftamızda yaptığımız röportajda; inek sütünün faydaları ve reflü hastaları için doğru kahvaltı yöntemleri gibi sağlık üzerine merak edeceğiniz konuları ele aldık.   1. İnek sütü içerisinde bulunan bazı besinlerin çocuklar için zararlı olduğu söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?İnek sütünün bazı özelliklerinden dolayı özellikle 1 yaşın altındaki bebeklere verilmesi uygun değildir. Enerji içeriği bakımından inek sütünde bulunan enerjinin anne sütüne benzediğini söyleyebiliriz. Ancak protein miktarı anne sütünün üç katıdır. Yani hızlı büyüyen inek yavrusunun ihtiyaçlarını karşılar durumdadır. Anne sütündeki protein miktarı yavaş büyüyen ve hareketleri yavaş gelişen insan yavrusunun ihtiyaçlarına göre ayarlanmıştır. İnek sütü ile protein yapılan çok farklıdır. İnek sütünde yeteri miktarda A ve B vitaminleri bulunur. İnek sütünde yeterli vitamin E bulunmaz. D vitamininin ise inek sütüne eklenmesi gereklidir. Anne sütünün vitamin içeriği annenin diyetine göre de değişir.Süt ürünleri demir emilimini etkilerler. Örneğin demirin emilimi inek sütünden yüzde 5, anne sütünden ise yüzde 50 oranındadır. Yani anne sütü alan bebeklerde, demirin emilim oranı inek sütüne öre 10 kat daha fazladır.  Bu emilim yetersizliği nedeniyle inek sütlerine ekstra demir katılmalıdır. İnek sütünde tuz miktarı anne sütünün 3 katıdır. Bu da, henüz gelişmekte olan bebeklerin böbreklerini zorlar.  2. Reflü hastaları, sabah kahvaltısında ne yemeli?Mideden yemek borusuna mide içeriğinin kaçması ile oluşan reflü, yaygın görülen bir rahatsızlıktır. Mide asidi de yemek borusuna kaçar ve yemek borusunda tahriş yapar. Bu da uzun vadede yemek borusu kanserine bile yol açabilir. Bu kişilerin sık doktor kontrolleri önelidir. Yine bu şikayeti olanların asit arttırıcı ve reflüyü kolaylaştırıcı beslenme düzeninden kaçınmaları gereklidir. Yüksek oranda içerisinde yağ bulunan yiyecekler mideyi daha geç terk eder. Yağlı yiyecekler, mide içerisinde uzun süre kalırsa, sindirilmesi için geçen zaman da uzar. Bu da daha fazla mide asidinin salgılanmasına neden olur. Dolayısıyla, yağ ve yağlı besinler, koyu çay, kahve, çikolata nane, soğan gibi besinlerin tüketimi azaltılmalıdır. Mide asidinin uyarılmaması için; asit ve karbonat içeren içecekler, acı baharatlar, turunçgiller, kızartılmış ürünler, turşu domates, alkol, çok sıcak ve çok soğuk besinler tüketilmemelidir. Öğünler sık aralıklı olmalı (2,5-3 saat gibi) bir öğünde aşırı yemek yenilmemelidir. Çünkü fazla yemek mide içi basıncını arttırır ve reflü olasılığı artar. Yemekten sonra yatılmamalı, aksine dik durulmalı hatta mümkünse biraz yürümelidir. Böylece mide içeriğinin yemek borusuna doğru geçmesi kısmen de olsa engellenmiş ve mide asidinin yemek borusunu tahriş etmesi azaltılmış olur. Reflüsü olanların doktor kontrolünde diyet uygulamaları daha sağlıklı bir yoldur. Çünkü önerilen beslenme biçimi her birey için doğru olmayabilir ve en doğrusu doktor ve diyetisyen tarafından verilen diyetleri uygulamaktır. 3. Taş fırın ekmeği ne kadar sağlıklıdır?Ekmeğin pişirilirken doğrudan ateşle temasının olmaması gereklidir. 1970’lerde odun ya da fuel oil ile çalışan direkt ısıtmalı fırınları yasaklanmıştır. Ekmeği doğrudan ateşle teması olmayan, endirekt ısıyla pişiren yeni fırınlar zorunlu kılınmıştır. Böylece, ekmeğin kanserojen madde içermesi engellenmiştir. Ancak son dönemlerde, yasak halen yürürlükte olmasına rağmen, kara fırınlarda üretilen ekmekler, doğal, sağlığa daha faydalı diye pazarlanmaya başladı. Burada şuna dikkat etmek gerekir: Ekmeğin direkt ateşle teması olmadan pişirilmesi gereklidir. Ateşle temasın olması, ekmekte kanserojen etkiye sahip maddelerin oluşumuna yol açabilir. Ayrıca ekmeğin pişirilmesinde kullanılan maddelerin de sağlığa zararlı olup olmadığı önemlidir. Dolayısıyla diret ateşle teması olmayan, sağlığa zararlı madde içermeyen ekmekler, eski model taş fırın ekmeğine göre daha sağlıklıdır. Tabii burada ekmeğin sağlığa faydalı mı yoksa zararlı mı olduğu akla gelebilir. Buna şu şekilde cevap verilebilir: Milyonlarca yıldır dünyada yaşayan atalarımız buğdayı ve dolayısıyla ekmeği tanımıyorlardı. Buğday yaklaşık 10 bin yıl önce evcilleştirildi ve besin maddesi olarak kullanılmaya başlandı. Milyonlarca yıl boyunca buğdayı tanımamış bir vücudun, birden fazla miktarda yenilmeye başlanılan buğday ürünlerine alışması beklenemez. Zaten üzerinden on bin yıl geçmesine rağmen, bazı insanlarda buğday ürünlerine karşı dayanıksızlık vardır. Örneğin çöliak hastalığı bunlardan biridir. On bin yıl önce evcilleştirilmiş hali olsa zamanla vücutlarımız uyum sağlayabilir. Ancak son yıllarda ekmeğin üretimi sırasında konulan katkı maddeleri, ekmeği daha da zararlı hale getirmiştir. Dolayısıyla zararlı olma potansiyeli yüksek olan ekmeğin, bir de direkt ısı teması ile kara fırınlarda pişirilmesi, zarar oranının daha da yükselmesine neden olmaktadır. Bu yüzden taş fırın ekmeği olarak sunulmaya çalışılan ekmeklerin yenilmesi doğru değildir. 4. Probiyotik gıdaların faydaları nelerdir?Probiyotiklere baktığımız zaman, onların bir yaşayan mikroorganizma olduklarını görebiliriz. Bunlar yeterli miktarda olduklarında yaşadıkları vücuda yarar sağlarlar. İşte faydalı olanlara, dost mikroorganizmalar denir. Yapılan çalışmalar, bağırsaklarımızda yaşayan dost bakterilerin hastalıkların gelişmesini engellediğini ve hastalıklardan korunmayı sağladığını göstermiştir. Probiyotikler bağırsaktaki yararlı bakterileri arttırır, zararlı bakterilerin sayısını azaltır ve aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirirler. Sindirim sisteminin iyi çalışmasını sağlamanın yanında birçok kanser türüne karşı koruyucu etkileri vardır. Gelişigüzel kullanılan antibiyotikler bu yararlı mikroorganizmaları öldürürler ve zararlı mikroorganizmaların daha da çoğalmalarını sağlamış olurlar. Yani tedavi yapayım derken aslında hastalığa davet çıkarılmaktadır. O yüzden doktor tavsiyesi olmadan gelişigüzel antibiyotik kullanılmaması gereklidir.Bir de prebiyotikler vardır. Bunlar sindirilmeyen ve bağırsakta faydalı bakterilerin artmasını sağlayan yiyecek içerikleridir. Soğan, sarımsak, kuşkonmaz, pırasa, enginar, yulaf ve muz gibi çok çeşitli bitkisel yiyeceklerde bulunurlar. Bunların bazı içerikleri sindirim enzimleri tarafından parçalanmazlar. Kalın bağırsaklara kadar bütün bir halde varırlar ve orada dost mikroorganizmalar için yiyecek sağlarlar.Prebiyotiklerden zengin besin maddeleri, yer elması, sarımsak, soğan, pırasa, pancar, rezene kökü, bezelye, lahana, nohut, mercimek, barbunya, kuru fasulye, elma, muz, şeftali, karpuz, greyfurt, nar, kurutulmuş meyveler (örneğin hurma, incir), tam buğday, arpa veya çavdar ekmeği, buğday kepeği, yulaf, kaju fıstığı, şamfıstığı gibi ürünlerdir. Probiyotik destekler sıklıkla prebiyotikleri de içerirler. 5. Sabahları limonlu, ılık su içerek kilo verme fikri ne kadar doğrudur?Sabahları limonlu içerek zayıflamak tıbbi açıdan çok doğru bir beslenme çeşidi değildir. Elbette limon içeriği ve su oldukça faydalı besin maddeleridir. Ancak zayıflama da tek yönlü beslenmeden kaçınmak gerekir. Kaldı ki sabah kahvaltısı önemlidir ve iyi bir kahvaltı güne başlamak için gereklidir. Doğru bir beslenme ve diyetle birlikte limonlu su almak da vücuda faydalıdır. 6. Kahvaltıda meyve tüketmek vücuda faydalı mıdır?Kahvaltıda meyve tüketmek faydalıdır. Yine tekrarlamak gerekirse sadece meyve tüketerek, başka besin almayarak güne başlamak doğru değildir. Eğer kilo sorunu varsa, buna uygun diyet programı oluşturulmuşsa zaten verilen diyette alınması gereken meyveler hakkında da öneriler verilmiştir. Yapılacak uygun bir kahvaltının yanında meyve yemek vücuda fayda sağlar.