Sağlıklı Beslenme 0 15

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Görgülü ile son haftamızda yaptığımız röportajda; inek sütünün faydaları ve reflü hastaları için doğru kahvaltı yöntemleri gibi sağlık üzerine merak edeceğiniz konuları ele aldık.   1. İnek sütü içerisinde bulunan bazı besinlerin çocuklar için zararlı olduğu söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?İnek sütünün bazı özelliklerinden dolayı özellikle 1 yaşın altındaki bebeklere verilmesi uygun değildir. Enerji içeriği bakımından inek sütünde bulunan enerjinin anne sütüne benzediğini söyleyebiliriz. Ancak protein miktarı anne sütünün üç katıdır. Yani hızlı büyüyen inek yavrusunun ihtiyaçlarını karşılar durumdadır. Anne sütündeki protein miktarı yavaş büyüyen ve hareketleri yavaş gelişen insan yavrusunun ihtiyaçlarına göre ayarlanmıştır. İnek sütü ile protein yapılan çok farklıdır. İnek sütünde yeteri miktarda A ve B vitaminleri bulunur. İnek sütünde yeterli vitamin E bulunmaz. D vitamininin ise inek sütüne eklenmesi gereklidir. Anne sütünün vitamin içeriği annenin diyetine göre de değişir.Süt ürünleri demir emilimini etkilerler. Örneğin demirin emilimi inek sütünden yüzde 5, anne sütünden ise yüzde 50 oranındadır. Yani anne sütü alan bebeklerde, demirin emilim oranı inek sütüne öre 10 kat daha fazladır.  Bu emilim yetersizliği nedeniyle inek sütlerine ekstra demir katılmalıdır. İnek sütünde tuz miktarı anne sütünün 3 katıdır. Bu da, henüz gelişmekte olan bebeklerin böbreklerini zorlar.  2. Reflü hastaları, sabah kahvaltısında ne yemeli?Mideden yemek borusuna mide içeriğinin kaçması ile oluşan reflü, yaygın görülen bir rahatsızlıktır. Mide asidi de yemek borusuna kaçar ve yemek borusunda tahriş yapar. Bu da uzun vadede yemek borusu kanserine bile yol açabilir. Bu kişilerin sık doktor kontrolleri önelidir. Yine bu şikayeti olanların asit arttırıcı ve reflüyü kolaylaştırıcı beslenme düzeninden kaçınmaları gereklidir. Yüksek oranda içerisinde yağ bulunan yiyecekler mideyi daha geç terk eder. Yağlı yiyecekler, mide içerisinde uzun süre kalırsa, sindirilmesi için geçen zaman da uzar. Bu da daha fazla mide asidinin salgılanmasına neden olur. Dolayısıyla, yağ ve yağlı besinler, koyu çay, kahve, çikolata nane, soğan gibi besinlerin tüketimi azaltılmalıdır. Mide asidinin uyarılmaması için; asit ve karbonat içeren içecekler, acı baharatlar, turunçgiller, kızartılmış ürünler, turşu domates, alkol, çok sıcak ve çok soğuk besinler tüketilmemelidir. Öğünler sık aralıklı olmalı (2,5-3 saat gibi) bir öğünde aşırı yemek yenilmemelidir. Çünkü fazla yemek mide içi basıncını arttırır ve reflü olasılığı artar. Yemekten sonra yatılmamalı, aksine dik durulmalı hatta mümkünse biraz yürümelidir. Böylece mide içeriğinin yemek borusuna doğru geçmesi kısmen de olsa engellenmiş ve mide asidinin yemek borusunu tahriş etmesi azaltılmış olur. Reflüsü olanların doktor kontrolünde diyet uygulamaları daha sağlıklı bir yoldur. Çünkü önerilen beslenme biçimi her birey için doğru olmayabilir ve en doğrusu doktor ve diyetisyen tarafından verilen diyetleri uygulamaktır. 3. Taş fırın ekmeği ne kadar sağlıklıdır?Ekmeğin pişirilirken doğrudan ateşle temasının olmaması gereklidir. 1970’lerde odun ya da fuel oil ile çalışan direkt ısıtmalı fırınları yasaklanmıştır. Ekmeği doğrudan ateşle teması olmayan, endirekt ısıyla pişiren yeni fırınlar zorunlu kılınmıştır. Böylece, ekmeğin kanserojen madde içermesi engellenmiştir. Ancak son dönemlerde, yasak halen yürürlükte olmasına rağmen, kara fırınlarda üretilen ekmekler, doğal, sağlığa daha faydalı diye pazarlanmaya başladı. Burada şuna dikkat etmek gerekir: Ekmeğin direkt ateşle teması olmadan pişirilmesi gereklidir. Ateşle temasın olması, ekmekte kanserojen etkiye sahip maddelerin oluşumuna yol açabilir. Ayrıca ekmeğin pişirilmesinde kullanılan maddelerin de sağlığa zararlı olup olmadığı önemlidir. Dolayısıyla diret ateşle teması olmayan, sağlığa zararlı madde içermeyen ekmekler, eski model taş fırın ekmeğine göre daha sağlıklıdır. Tabii burada ekmeğin sağlığa faydalı mı yoksa zararlı mı olduğu akla gelebilir. Buna şu şekilde cevap verilebilir: Milyonlarca yıldır dünyada yaşayan atalarımız buğdayı ve dolayısıyla ekmeği tanımıyorlardı. Buğday yaklaşık 10 bin yıl önce evcilleştirildi ve besin maddesi olarak kullanılmaya başlandı. Milyonlarca yıl boyunca buğdayı tanımamış bir vücudun, birden fazla miktarda yenilmeye başlanılan buğday ürünlerine alışması beklenemez. Zaten üzerinden on bin yıl geçmesine rağmen, bazı insanlarda buğday ürünlerine karşı dayanıksızlık vardır. Örneğin çöliak hastalığı bunlardan biridir. On bin yıl önce evcilleştirilmiş hali olsa zamanla vücutlarımız uyum sağlayabilir. Ancak son yıllarda ekmeğin üretimi sırasında konulan katkı maddeleri, ekmeği daha da zararlı hale getirmiştir. Dolayısıyla zararlı olma potansiyeli yüksek olan ekmeğin, bir de direkt ısı teması ile kara fırınlarda pişirilmesi, zarar oranının daha da yükselmesine neden olmaktadır. Bu yüzden taş fırın ekmeği olarak sunulmaya çalışılan ekmeklerin yenilmesi doğru değildir. 4. Probiyotik gıdaların faydaları nelerdir?Probiyotiklere baktığımız zaman, onların bir yaşayan mikroorganizma olduklarını görebiliriz. Bunlar yeterli miktarda olduklarında yaşadıkları vücuda yarar sağlarlar. İşte faydalı olanlara, dost mikroorganizmalar denir. Yapılan çalışmalar, bağırsaklarımızda yaşayan dost bakterilerin hastalıkların gelişmesini engellediğini ve hastalıklardan korunmayı sağladığını göstermiştir. Probiyotikler bağırsaktaki yararlı bakterileri arttırır, zararlı bakterilerin sayısını azaltır ve aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirirler. Sindirim sisteminin iyi çalışmasını sağlamanın yanında birçok kanser türüne karşı koruyucu etkileri vardır. Gelişigüzel kullanılan antibiyotikler bu yararlı mikroorganizmaları öldürürler ve zararlı mikroorganizmaların daha da çoğalmalarını sağlamış olurlar. Yani tedavi yapayım derken aslında hastalığa davet çıkarılmaktadır. O yüzden doktor tavsiyesi olmadan gelişigüzel antibiyotik kullanılmaması gereklidir.Bir de prebiyotikler vardır. Bunlar sindirilmeyen ve bağırsakta faydalı bakterilerin artmasını sağlayan yiyecek içerikleridir. Soğan, sarımsak, kuşkonmaz, pırasa, enginar, yulaf ve muz gibi çok çeşitli bitkisel yiyeceklerde bulunurlar. Bunların bazı içerikleri sindirim enzimleri tarafından parçalanmazlar. Kalın bağırsaklara kadar bütün bir halde varırlar ve orada dost mikroorganizmalar için yiyecek sağlarlar.Prebiyotiklerden zengin besin maddeleri, yer elması, sarımsak, soğan, pırasa, pancar, rezene kökü, bezelye, lahana, nohut, mercimek, barbunya, kuru fasulye, elma, muz, şeftali, karpuz, greyfurt, nar, kurutulmuş meyveler (örneğin hurma, incir), tam buğday, arpa veya çavdar ekmeği, buğday kepeği, yulaf, kaju fıstığı, şamfıstığı gibi ürünlerdir. Probiyotik destekler sıklıkla prebiyotikleri de içerirler. 5. Sabahları limonlu, ılık su içerek kilo verme fikri ne kadar doğrudur?Sabahları limonlu içerek zayıflamak tıbbi açıdan çok doğru bir beslenme çeşidi değildir. Elbette limon içeriği ve su oldukça faydalı besin maddeleridir. Ancak zayıflama da tek yönlü beslenmeden kaçınmak gerekir. Kaldı ki sabah kahvaltısı önemlidir ve iyi bir kahvaltı güne başlamak için gereklidir. Doğru bir beslenme ve diyetle birlikte limonlu su almak da vücuda faydalıdır. 6. Kahvaltıda meyve tüketmek vücuda faydalı mıdır?Kahvaltıda meyve tüketmek faydalıdır. Yine tekrarlamak gerekirse sadece meyve tüketerek, başka besin almayarak güne başlamak doğru değildir. Eğer kilo sorunu varsa, buna uygun diyet programı oluşturulmuşsa zaten verilen diyette alınması gereken meyveler hakkında da öneriler verilmiştir. Yapılacak uygun bir kahvaltının yanında meyve yemek vücuda fayda sağlar. 

ÖncekiSonraki

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Besleyici Balın Faydaları 0 33

Balın Tarihçesi Bal, doğadan gelen eşsiz lezzeti, kusursuz görümü, kıvamı ve besleyici içeriği ile insanlar için önemli bir yere sahiptir.İnsan yaşamında hem besin hem de ekonomi alanının bir parçası olan bal, Cilalı Taş döneminden günümüze kadar gelebilmektedir. Bal yapan arılar ve balları toplayan tarih öncesi bir insanın resmedilmiş hali, İspanya Valencia’da bir mağarada bulunmuştur. Belli ki o dönemde yaşayan insanlar, ağaçlara tırmanıp, arılarla savaşarak balı bir besin maddesi olarak keşfedip kullanmışlardır. Bu da balın tarihinin ne kadar eski dönemlere dayandığını kanıtlıyor.  147 Farklı Bal ReçetesiBozulmayan yapısı sayesinde bal, yüzyıllar boyunca vazgeçilmeden tüketilen bir besin oldu. Bal, farklı felsefi ve dini görüşlerin kaynağı sayılan Hindu dinlerinde kutsal sayılmıştır. Hatta kutsal kitaplarda da balın ismi geçiyor. Uzakdoğu ülkelerinden olan Çin’de bala geçmişten beri değer veren bir kültürdür. Antik Çin tıbbında, beş temel elementten bir tanesi olan toprağın temel parçası olarak kabul ediliyor. Mısır’da, 1550 senesinde Eber’e ait yazılan papirüste, 147 farklı bal reçetesi bulunmuştur. Roma döneminde de bal altın kadar değer kazanmıştır! Antik Yunan’da Artemis’in sembolü olan arı, dönemde madeni paraların üzerinde de yer alıyordu. Kitaplarda da bal ve faydaları sıklıkla anlatıldı. Siz de balın eski medeniyet dönemlerine ait sırlarını keşfederseniz bizimle paylaşmayı unutmayın olur mu? 🙂  Doğal Olmayan Bal Nedir?Ana arı ve on binlerce işçi arının bulunduğu arı kolonileri, kendi vücutlarından salgılamış oldukları balmumu ile petekleri oluşturuyor. Tarlaya keşfe giden arılar kovana bal getiriyor. Çiçeklerin yaklaşık 180.000 kez ziyaret edilmesi gerektiğini biliyor musunuz? Doğal ballar, çiçek balı, çam balı, petekli süzme bal, sızma bal ve filtre edilmiş bal gibi pek çok isimle sınıflandırılıyor. Bir de doğal olmayan ballar var. Aklınızda, “Doğal olmayan bal nedir?” diye bir soru oluştuysa hemen cevaplayalım. Doğal olmayan ballar, arıların yalnızca şeker şurubu ile beslenmesi ile elde ediliyor. Yani bal, çiçeğin nektarından değil, kovan önüne dökülen şekerden elde ediliyor. Bu bal, aynı doğallıkta değildir ve bal adı altında satılmaması gerekir. Gerçek balı, tadı ve kokusundan ayırt etmek mümkün.  25 Mayıs Dünya Arı Günü 25 Mayıs, Dünya Arı Günü olarak kutlanıyor. Dünya genelinde doğal kaynaklar giderek yok oluyor. Arıların varlığı ve balın üretimi Türkiye’de ekonomi açısından da çok önemli bir noktada yer alıyor. Arıların korunması gerektiğini unutmayalım. Bal, doğal bir besin ve enerji kaynağıdır. Bal ile hayatımıza giren apiterapi mucizesi pek çok hastalığın önlenmesi için kullanılmaktadır, linkten ulaşabiliriniz.  https://www.mutfakgurmesi.com/single-post/2017/05/06/Balla-Gelen-Apiterapi-Mucizesi  

Frozen Tarifleri 0 58

Meyve ve buz ikilisinin karıştırılmasıyla elde edilen frozen çeşitleri, tamamen doğal malzemelerden oluşuyor. Küp ya da kırılmış buzlar, meyveler, marmelat ve reçeller, çırpılmış krema ve şekerlemeler, bu trendde baş rolde. Kendimizi serin hissedebileceğimiz 5 frozen tarifi… 1. Su Deposu: Karpuz Frozen Karpuz, tıpkı salatalık gibi tam bir su deposudur. Susuzluğumuzu unutup, serinleyebileceğimiz vitaminli bu meyve ile frozen hazırlayabilirsiniz. Malzemelerimiz: 1 dilim karpuz, buz ve 1 tatlı kaşığı toz şeker. Çekirdeklerini temizlediğimiz karpuzu mutfak robotundan geçirelim. İçerisine buz ve şeker parçalarını ilave edip, birkaç dakika karıştıralım. Buz parçalayan özel mutfak robotlarının olduğunu unutmayın olur mu? 🙂  2. Hoş Kokusuyla: Çilekli Frozen Çilek, yazın en sevilen meyvelerindendir. Özellikle çocuklar çilek yemeye bayılıyor! Siz de çocuklarınız için bu meyveyi frozena dönüştürerek onları sevindirin. 3 yemek kaşığı esmer şeker, 10 adet çilek, buz parçaları ve taze nane. Biz esmer şeker yerine çilek reçeli de tercih ediyoruz. Siz de deneyebilirsiniz. Tüm malzemelerimizi karıştırıp, nane yaprakları ile servis edebiliriz.  3. Limonata Tadında: Limonlu Frozen C vitamini açısından en güzel meyvelerden bir tanesi de limon. Enerjisini içinizde hissedip, sıcaklarda serinlemek için siz de limonlu frozen hazırlamaya ne dersiniz? 1 adet limon, 1 yemek kaşığı toz şeker, buz ve nane yaprakları. Blender içerisine nane yapraklarımızı ve buzlarımızı koyalım. Limonları da içerisine ekleyip, blenderdan geçirelim.  4. Protein Zengini: Muzlu Frozen Protein, A vitamini, demir ve fosforun en fazla olduğu meyvelerden bir tanesi de muzdur. Bu kadar besleyici bir lezzeti frozen olarak tüketmek iyi bir fikir olabilir. 1 adet muz, 2 çay bardağı kadar süt, buz ve 3 yemek kaşığı vanilyalı dondurma. Tüm malzemelerimizi blender ile karıştıralım. Muzlu frozen hazır!  5. Vitaminli: Şeftali Frozen Meyvelerin vitamininden faydalanmak istiyor, ancak aynı şekilde tüketmekten sıkılıyorsanız; frozen hazırlayabilirsiniz. Şeftali içerisinde oldukça fazla vitamin bulunuyor. 1 şeftali (dilimlenmiş), buz. Şeftali dilimleri ve buzu blendera koyalım ve düğmesine basalım. İşte bu kadar basit! Sıra sizde…